‘Tozlu Satırlar’ Kategorisi için Arşiv

Profesyonel Olmak İstemiyorum!*

Pazartesi, 02 Mart 2009

bicak.jpg

Önemli Not: Bu yazı 6 Kasım 2004 yılında Derkenar’da yayınlanmıştır. Bana “profesyonellik”ten bahseden, tüm yönetici ve arkadaşlarıma ithaf olunur. Bence profesyonellik doğrularla yüzleşecek cesareti kendinde bulmak demektir, o doğrular kişinin hoşuna gitmese bile.  

“Profesyonel” . Bu kelimeyi duyunca tüylerim diken diken oluyor artık. Eskiden sadece kelimeyi yanlış yazan – profosyonel- ya da söyleyenlere kızarken, şimdi en güzel tınıyla söylenmesi bile o ortamdan uzaklaşamama yetiyor. Çünkü artık bu kelimenin sözlük anlamının altında yatan ve bu anlamla da pek bağdaşmayan gerçek anlamını iyi biliyorum.

 

Nedir profesyonellik? TDK sözlüğünde aynen şöyle yazıyor: Bir işi kazanç sağlamak amacıyla yapan (kimse) meraklı, hevesli, amatör, özengen karşıtı.

(more…)

“Benim Sevmediğim Ben”i Bile Sever misin?*

Perşembe, 12 Şubat 2009

askuzerine2.jpg

Bu aralar Alain de Botton‘un “Aşk Üzerine” sini okuyorum. Aslında pek okuyorum denemez buna, daha çok hemen her satırın altını çizerek sanki yeniden yazıyorum kitabı, yüzümde şaşkın ve onaylayan bir ifadeyle. Tabii benim açımdan bakınca çok geç kalınmış bir kitap bu. Ama belki de kitaptaki her şeyi bire bir ve birkaç kere yaşamamış olsaydım da bu kadar zevk almazdım.

(more…)

Korku Filmi İzlemekle Çocuk Yetiştirmek Arasındaki Benzerlik

Pazartesi, 26 Ocak 2009

sapik.bmp

Dikkat: Bu yazı; 18 yaşından küçükler, çocuğuyla kendi hayatlarını tamamlamak isteyenler, en birincilerin anne ve babaları olma hayalini kuranlar ve yolda giden çocukların önünü kesip “ay ne şeker bir kere öpebilir miyim?” diye soranlar için zararlı olup, okumamaları önemle rica olunur.

Kızlarım bu yıl okula başladı. Okulun ilk günü maaile onları sınıflarına doğru yolcu ederken ben gözyaşlarına boğuldum. Yok yok, öyle “evlatlarım büyüdü de okula gidiyor “ hissiyatı yüzünden değildi gözyaşlarım. Eşim elinde kamera, çocuklar yerine beni ağlarken çekip, “gitti bütün güçlü ve özgür kadın imajın” diye dalga geçerken, ben aslında geçen yıllara değil, gelecek yıllar için ağlıyordum.  (more…)

Anket Defterine Yazılmayanlar

Cuma, 02 Ocak 2009

defter5.bmp

Hayatımda cesur ve gerçek ilişkiler isteyecek yaştayım artık. Liseli kızlar gibi en sondaki sorunun cevabını öğrenmek için 3 sayfalık anket defteri doldurtmak istemiyorum kimseye. Bilirsiniz siz de, esas soru şudur: Anket sahibinin iyi ve kötü yönlerini yazar mısınız?      (more…)

Adımın da Bir Rüzgar Olması Tesadüf mü?

Salı, 16 Aralık 2008

ruzgar1.bmp

Oynadığım tüm rollerden sıkılıyorum. Maskelerden, tüllerden. Olduğum gibi görünmek, aklımdan geçenleri söylemek istiyorum. Filtreler, kimbilir çocukken hangi “cıss”larla vurulmaya başlanmış ketler, ahlak, toplum ve bilumum lüzumsuz sanal mekanizmayla elimi kolumu çoğu zaman ben farketmeden bağlamış kelepçeler, ipler! Çıkın hayatımdan. Ben doğduğum günkü kadar savunmasız ve özgür olmak istiyorum.

 

(more…)

Gerisi Sadece Gök ve Toprak

Çarşamba, 19 Kasım 2008

goktop2.jpg

Sol tarafımda deniz, yağmurun ıslattığı sarılı kırmızılı güz yapraklarına basarak yürüyorum. Rüzgar soğuk esiyor ama yine de üşümüyorum. Bazen soğuk insana iyi geliyor; kapıldığı rehavetten üstüne ancak bir bardak su atılınca uyanıveren birisi gibi hem irkiliyor, hem ayılıyorum.

Kimi zaman insan bir yoldan geçiyor, o yolun hayatını belki bir gün, belki üç yıl sonra nasıl da değiştireceğini bilmeden. Yani bir nevi yaşanacakların fragmanını görüyor ama filmin tamamını anlayamıyor. Benim çok başıma geldi, hala da geliyor. 10 yıl önce tesadüfen tanıştığım ve sonra bir daha görüşmediğim bir insan pat diye hayatımın içine dalıyor ya da ben kendimi onun hayatında buluveriyorum. Ya da tanıştığımda hiç önemsemediğim, herhangi biri sandığım birisi yaşamımın iplerini elinde tutuveren bir kukla oynatıcısına dönüşüyor.

(more…)

İçkiler, Aşklar, Felsefe ve Güzin Abla

Perşembe, 13 Kasım 2008

icki.jpg

Hiç bir aşk bir başkasına benzemiyor. İnsan bazen tümdengelimle aşık oluyor, yani karşısındaki kişiye ilk görüşte vuruluyor ve sonra zaman içinde onun yavaş yavaş diğer özelliklerini tanımaya öğrenmeye başlıyor. Böyle bir aşkın keyfi  aynen bir yaz akşamı açık havada ilk kez denenen bir kokteyli içmeye benziyor. Ya ismine, ya bardağa, ya rengine ya da yukarı yavaşça tüten kokuya çekiliyor insan ve kendini bir bilinmezin kollarına bırakıyor. Yeni denenen ve süprizlerle dolu olan herşey gibi başlangıç çok zevkli ama ilk yudumdan sonra damağınızda kalacak tadı, boğazınızı yakıp yakmayacağını, daha önce yediklerinizle olan uyumunu ya da ertesi sabah çekeceğiniz baş ağrısını hesaplamanız olanaksız.  

(more…)

Kepek aslında bir cilt problemidir!

Cumartesi, 25 Ekim 2008

kepek1.jpg

Haziran olmasına rağmen hava hala çok soğuk. Onlar çoktan kısa kollu gömleklerle,tişörtlerle dolaşmaya başladılar ama ben hala çok üşüyorum. Yağmurun yağmadığı nadir günlerde ancak öğle saatlerinde kısa süreliğine görünen güneş beni tam ısıtamazken, okuldakilerin çoğu nemli çimlerin üzerine uzanıp güneş banyosu yapmaya çalışıyorlar. O kadar beyazlar ki derilerinin altındaki tüm damarları, insan uzaktan bile kolayca takip edebiliyor. Bir ben, bir de Katerina hırkalarımızın içinde oturup çayımızı içerken “bu da güneş mi?” diye birbirimize bakıp, bıyık altından gülüyoruz.

  (more…)

Asariye Yokuşu*

Pazartesi, 13 Ekim 2008

besiktas.jpg

Ben İngiltere’deyken annemler yeni bir eve taşındılar. Annem telefonda bana sordu, “Geldiğinde bizimle oturacak mısın?

Sana oda hazırlayalım mı?”. “Hayır anne” dedim “ben döndüğümde İstanbul’da yaşayacağım.” Ani bir soruya verilmiş ani bir cevaptı. Oysa İstanbul’da hiç kimsem yoktu. Ne bir akrabam, ne bir tanıdığım. Sadece bir arkadaşım iş bulup yerleşmişti o kadar. İki kere de günübirlik iş görümesine gidip dönmüştüm. Tüm İstanbul bilgim Beşiktaş’tan Üsküdar’a motor çalıştığı ve Taksim Meydanı’ndan ibaretti.

Hep yaptığım gibi, sonunu düşünmeden, atlayıverdim İstanbul’a da. Aralık ayıydı, karlı bir kıştı. Arkadaşımın Kabataş’taki muhteşem manzaralı evinde kalıyor, gündüzleri Beyoğlu, Cihangir ve Taksim’de ev arıyordum. Tipik bir

Ankara’lı alışkanlığı, evimle işimin yakın olması gerekli diye düşünmüştüm o zamanlar. Bana Beşiktaş’a da bakmamı ilk söylediklerinde, “nasıl yani?” dedim “her gün dolmuşla mı gidip geleceğim işe?”. Kışın ev bulmak kolay değildi. Üstelik ödeyebileceğim kira ortalama oturulabilir ev fiyatlarının çok altındaydı. Emlakçılar “Ankaralı bir kuş düşmüş, hem de tek başına!” muamelesi yapıp, izbe bodrum katlarına iki misli fiyatlar söylüyorlardı.
(more…)

Paris’te Kaybolmak*

Çarşamba, 17 Eylül 2008

sanzelize1.jpg

Nerden aklıma gelmişti bilmiyorum, hadi dedim bari Türkiye’ye dönerken önce Paris’e gideyim biraz gezeyim, sonra da oradan Almanya’ya geçeyim, Marburg’da oturan sevimli arkadaşım Brigitte’ye uğrayayım. Oradan da bir Münih yapıp, uçakla hoop İstanbul’a giderim. Tabii Londra’ya gitmem gerekiyordu once vize almak için. Hatta bir arkadaşım da benden duyup özenmişti, birlikte gidelim Paris’e diye. Ama ben kadın olmanın ve İngiltere’de bir üniversiteden kabul yazısı almanın avantajını kullanıp vizemi rahatça alırken, o, “sefil, kaçak Türk” muamelesi görmüştü. Gidip bir seyahat acentesine bilet almıştım, her zamankinin aksine sıcak bir Londra yaz sonunda.

Bir gece yarısı tek başıma Victoria Station’dan bindim bizi Paris’e götürecek otobüse.Elimde ne bir adres, ne bir harita, ne de yolculuğa çıkan tüm Avrupalıların ellerinde bulunan seyahat kitaplarından vardı. Sanki bir aşkı terk eder gibi elimde bir bavul- içi Türkiye’dekilere götürdüğüm hediyelerle tıka basa dolu- kafamda da o güne kadar oluşmuş Paris imgeleriyle çıktım bu yolculuğa.

(more…)