Ruhumla Tanıştım
Salı, 27 Kasım 2007
“Ölüm, milyarlarca parçadan oluşan bir yapbozun sadece tek bir parçasını, ömür boyunca yerine yerleştirmeye uğraştıktan sonra aslında yapbozun çoktan tamamlanmış olduğunu anlamakmış.”
Hayatın göründüğü kadar olmadığına inancım kendimi bildim bileli içimde kaynağını bilmediğim bir his, bir genetik kod gibi varolmuştur. Çocukluğumu düşündüğümde aklıma gelen şey hayatın ve tüm o çocuk oyunlarının ne kadar sıkıcı olduğu düşünmem, ve sürekli olarak bir an once büyümek istediğimdi. Büyüdüğümde de farkettim ki hayat “görünür” haliyle çoğu zaman traji komik bir tiyatro oyunu tadında ve ben bu oyuna çoğu zaman kendimi kaptırmakta, hatta oynadığım, oynamak zorunda olduğum rollere kendimi inandırmakta zorlanmaktayım.
Yıllarca bunu, benim doğuştan depresif, mutsuz, huzursuz kişiliğimin bir getirisi, yaşadığım ve içinde yetiştiğim aile ve çevrenin bir kalıntısı gibi algıladım. Birden fazla psikoloğa, psikiyatriste gittim. Yüzlerce, hatta binli rakamlarla kitaplar okudum. Kendimi dinledim, yaralarımı deştim, tekrar yaladım. Tüm bunların sonucunda da hayatın göründüğü kadarının aslında, aysbergin suyun yüzünde kalan parçası kadar küçük olduğuna, yaşadığım herşeyin ve hayatıma giren her insanın nedenlerini henüz bilemediğim ya da bilsem de anlamlandıramadığım bir ilişkiler yumağının bir parçası olduğuna kanaat getirdim. Ölümün bir son olmadığına, aksine çok perdeli bir oyunun perde arası olduğuna inanıyorum uzun zamandır.
Kendimi sürekli didikleme nedenlerimden biri de, bu hayatta almam gereken derslerin ne olduğunu anlamaya çalışmak. Bunun için psikolojiye, astrolojiye, metafiziğe doğru yöneldim.İyi kötü bazı şeyleri de anladığımı sanıyorum hatta sanıyordum demeliyim ta ki bir deneyim bana kendi kişilik özelliğim sandığım şeylerin nereden kaynaklandığı gösterene kadar! (more…)

