Mart 2008 için Arşiv

Geçmiş Yaşamları Doğum Haritasında Görebilir miyiz?

Pazartesi, 24 Mart 2008

 

 

252293946_b2e37f4a21.jpg

Kasım ayında ilk geçmiş hayat terapimi yaşadığımdan beri aklımda sürekli olarak Astroloji’yle geçmiş yaşam terapisi arasındaki benzerlikleri bulmak ve hatta haritada bu yaşamların izlerini okumaya çalışmaktı. Bu çalışmalardaki terapistim Diba’da astrolojiyle olan ilgimi bildiğinden çalışma öncesi bana reenkarnasyon, karma ve astroloji arasındaki bağlantıyı sormuştu. Ben de ona haritada geçmiş yaşamlarla bize bilgi verecek bazı noktalardan kısaca sözetmiştim. Bunların arasında astrolojiyle ilgilenenlerin çok iyi bileceği, Ay Düğümleri, 12. evi kesen burç ve onun dizpozitörü, 12. evde bulunan gezegenler, karma gezegeni Satürn, bulunduğu burç, ev ve açıları ve yine kişinin köklerini, atalarını gösteren 4. ev vardı. Açıkçası aklıma kadersel açı kalıpları ve özellikle de Yod’da gelmişti. Ama yine de tüm bunlardan geçmiş yaşamlarımda tam olarak ne yaşamış olabileceğimi ya da ne kadarını buraya taşıdığımı kestirebilmem için bu seansları- seansları diyorum çünkü 3 kez seans yaptım ve toplamda 5 hayatıma gidebildim- yapmam gerekiyormuş   

Gittiğim bu 5 yaşamdan 3’ü baştan sona deneyimlediğim diğer ikisi ise sadece kısmen bulunduğum yaşamlar oldu. Kendi haritamla bu hayatların arasındaki paralelliği görmem de zaten bu 3 seanstan sonra netleşti. Şimdi kendi deneyimlerime dayanarak şu gözlemleri yazabiliyorum: 

(more…)

Ya hep ya da hep!

Çarşamba, 12 Mart 2008

2992565219.jpg 

Neden bilmiyorum, hayatta hep her şeyi birden olmak istedim. Çok başarılı bir öğrenci, çok sevilen bir arkadaş, çok okuyan bir insan, çekici bir kadın, iyi bir yazar, sorumlu bir çalışan, onunla çalışanları yönlendiren ve geliştiren bir yönetici, nazik bir komşu, yücegönüllü bir hayırsever ve verici ve sevecen bir anne vs. vs. 

Bu paragraftan da anlaşılabileceği gibi benim “olmak istediklerim” listesi yıllar geçtikçe kabardıkça kabardı. Hatta öyle bir hale geldi ki, artık ben de kaç maddeden oluştuğunu hatırlamıyorum.  İnsanların özgeçmişime baktıklarında “ay bu kadar şeyi ne zaman yaptın?” demelerine hala şaşırıyorum, çünkü orada yazılı olanlar ve hatta onların bilmediği, ama benim bildiklerim de bana hala çok az geliyor. Kendimi zamanını çar çur etmiş biri gibi hissediyorum, çünkü listede olan ve hala yapamadığım o kadar çok şey var ki! 

(more…)

Nothing Ever Happens - Del Amitri

Perşembe, 06 Mart 2008

22941360832.jpg

Post office clerks put up signs saying position closed
And secretaries turn off typewriters and put on their clothes
Janitors padlock the gates
For security guards to patrol
And bachelors phone up their friends for a drink
While the married ones turn on a chat show

And they’ll all be lonely tonight and lonely tomorrow

Gentlemen time please, you know we can’t serve anymore
Now the traffic lights change to stop, when there’s nothing to go
And by five o’clock everything’s dead
And every third car is a cab
And ignorant people sleep in their beds
Like the doped white mice in the college lab
(more…)

Artık Kalbim Yok!- Küçük İskender

Çarşamba, 05 Mart 2008

166949883.jpg

artık kalbim yok ağladığımda sana
düşündüğümde seni artık kalbim yok
seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
köpeğine
suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
ve bekledim batmasını
bekledim batmasını yanan bir gemi
nasıl ağlayarak denize dökülürse

istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
özlediğimde seni
arta kalmış bir kalbim yok!
YOK!…

Marcello- Obua Konçertosu C Minör

Salı, 04 Mart 2008

2492752449.jpg

“Kem küm”lü Kuşak- Ersen Tolunay

Pazar, 02 Mart 2008

sex.bmp

Bizler, ülkenin hem mutlu, hem mutsuz kuşağındanız. Mutluyuz çünki, dostlukların, komşulukların ve akrabalıkların, tüm sıcaklığıyla sürüp gittiği yılların çocuğuyuz. Orta yaş kuiağı yani…”Sandık” tipi radyoların Türkiye’ye yeni girdiği günlerde açmışız yaşama gözlerimizi. Buzdolabını, çamaşır makinasını, televizyonu, videoyuyu, yaşamlarının ayrılmaz parçası yapan kuşaklardan değiliz. Yalnız teknolojik yoksunluk içinde yaşamamışız, cinselliği de bilmeden, tanımadan gelmişiz bu günlere. O nedenledir ki, hep “leylekler getirmiştir” bizi dünyaya, “çingeneler kapı önüne bırakmışlar”, “annelerimizin karnında çıkmışız”. Ve o nedenledir ki, sorularımız ve sorunlarımız hiç bitmemiştir cinsellikle ilgili. Gürül gürül coşku ile konuşup, ağzından bal akanlarımızın bile cinsellikle ilgili çok doğal sorular karşısında dilleri tutulmuş. O kendilerine çok saygı duyduğumuz  öğretmenlerimiz, -özellikle biyoloji öğretmenlerimiz- tek hücreli canlılardan amip için nice “belagat” döktürürken, “döllenme” sözcüğünde tutulup kalmışlar. Hele hele, “çiftleşme” sözcüğüne ve eylemine ilişkin konulara yanaşmamışlar bile. “Dişi organ”, “erkek organ” bizim kuşağın “sansür” anlayışında gündeme hiç gelmemiş. “Rahim” diyebilme yürekliliğini gösteren hocalarımızı hayranlık ve şaşkınlıkla izlemişiz. Yarasanın kafatası kemiğinin kesitini inceden inceye irdeleyen bir eğitim anlayışı, (Sayın Hasan Pulur’un kulakları çınlasın) “erkek spermi” ile “dişi yumurtalığı”nı görmezden gelmiş. O nedenledir ki, “KEM KÜM’lü kuşak” diyoruz bizim kuşağa.  (more…)